Reklam

üniversite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

DIŞARIDAKİ TARİHÇİ İSYAN EDİYOR


Sayın okurlarım, biliyorum beni tarih yazılarıyla görmeye alıştınız.. Ancak bu yazımda sizlere herhangi bir tarihi bilgi yada olay sunmayacağım maalesef. Bir üniversite öğrencisi olarak ben ve benim gibi bir çok öğrencinin çektiği zorluklardan bahsetmeye çalışacağım. Bildiğiniz üzere Sivas’ta okuyorum. İnanın insanın ailesinden uzakta okuması , yeni açıldığı hayat yolculuğunda karşılaşabileceği ilk büyük zorluk. Gözlerini para hırsı bürümüş , gençlerin beyinlerini kullanmaya geldikleri yerde , ceplerinden faydalanmayı düşünen bir sürü yurt sahibi.. Emin olun o yurt sahipleri kendi çocuklarının öyle yerlerde kalmasını istemez.. İki kişinin ancak sığabileceği odalara 5 tane yatak koyup pahalı miktarlar söylemek onlar için ahlaklı davranış maalesef.. Şuraya bir öğrenci gelse de üç-beş bir şey koparsak düşüncesinde.. Milletimiz (özellikle esnafımız) vicdanını kaybetmiş..  Bir başka şikayetçi olduğum şey ise rant peşinde koşan birçok topluluğun varlığı.. Üniversite gençlerinin taze beyinlerini kendi istedikleri gibi kullanmayı amaçlayan kalpleri kararmış insanlar.. Herkes bir ideolojiyi kabul ettirmenin peşinde. Bunun en büyük örneği siyasi gruplar.. Kullanabildikleri bütün gençleri alıp zıt görüştekilerin üzerine “dava arkadaşım , kardeşim , reis , yoldaş” gibi süslü kelimeler kullanarak göndermek kimin ne işine yarayacak? Maalesef karşıt görüşünü küfürlerle ve şiddetle bastırarak zafer kazanmış havası yakalamak için uğraş vermeye alıştırılmış birçok öğrenci var. Kimsenin vakti kalmamış durup düşünmeye. İnce şeyleri anlamaya..%99 u Müslüman bir ülkede yaşarken insanların en çok kul hakkından korktuğunu görmeyi istemek ne kadar ilginç değil mi? E tabi söz konusu üniversite olunca sınırsız özgürlüğün getirdiği ahlaksızlıkları burada anlatmak bile istemiyorum. Üniversiteye gelen birçok öğrencinin geliş amaçları bunun üzerine kurulu maalesef.. Ahlaktan yoksunluk had safhada. Sayın çocuk sahibi okuyucularım! Sizlerden ricam; lütfen çocuklarınıza önce iyi bir meslek sahibi olmanın bilincini değil de iyi,ahlaklı bir insan olmanın bilincini aşılayın..Onlara çok paraya sahip olarak mutlu olmayı değil, elindeki şeylerle mutlu olmayı öğretin.. Her bölgesinde ayrı ayrı eylemlerin yapıldığı bu ülke en çok buna muhtaç değil mi zaten.. Bu çocuklar itilip kakılıyor üniversite hayatları boyunca. Tabi bu itilip kakılmayı fiziki olarak algılamayın. Fikir olarak darbe yiyor bu insanlar. Kimse çıkıp bir şey demiyor. Herkesin kendine göre kuralları var ve onlara uymazsan oradan uzaklaştırılırsın. Kural bu.. Bu acımasızlık her grupta var. Dincisinden çok uç noktalardaki siyasetçisine kadar herkeste.. Bu gençlerin dertlerinin ne olduğunu anlamaya değil de kendi istedikleri gibi olmasına çalışıyorlar.. Lütfen elinizi vicdanınıza koyun. Biz öğrenciyiz. Bu insanların beyinleri henüz çok taze ve sizin kirli davranışlarınıza alet olmak zorunda değil. BİZLER ÖĞRENCİYİZ ASKER DEĞİL!



DİPNOT: Biz Asr-ı İlim ekibi olarak yazılarımıza kesinlikle siyaset karıştırmamayı birinci düstur olarak kendimize belirledik. Rica ediyorum bu yazıdan herhangi bir siyasi görüşün varlığını çıkarmayın. Kullandığım terimler tarafsızlığımı ve sadece o sorunlardan
bahsetmek istediğimi açıkça ortaya koymaktadır zaten.. Teşekkür ederim şimdiden..
                                                                                

 DIŞARIDAKİ TARİHÇİ

Deli Günlere Az Mola

Fotoğraf: Aftab Uzzaman


     Günler günleri kovaladı geçen günlerde. Yeniden üniversiteye başladım, bu kez istemediğim bir yerde istemediğim bir bölümde istemediğim bir şekilde. İstediğim gibi giden çok az şey var. Nedendir bilmem ama böyle kuralına uygun , fakat benim istemediğim gibi olunca hiç hoşuma gitmiyor. Gittiğim şehrin de hiç hoşuna gitmemiş olacak ki belki de Türkiye'nin en az yağmur yağan kentine günlerce yağmur yağdı, belki de sırf bot ve  yağmurluk götürmediğim için oldu bu. Şöyle son birkaç seneme bakıyorum da hep söylenmişim, hep bahaneler bulmuşum, hatta az önce de yaptım bir şeyler gördüğünüz gibi. Fakat hep hareket halindeyim hiç boş vaktim yok gibi bir şey. Böyle olması bir nebze iyi oluyor, yorucu oluyor ama yurttaki 5 kişilik odamda yatağa uzanıp kendimle başbaşa kaldığım süreler dışında gayet de derinlemesine düşünmeye fırsatım olmuyor, böylece birçok şeyi büyütememiş oluyorum, güzel...

     Ama bir mola verdim geçen 20 günün ardından, şimdi bol bol düşünmeye vaktim oldu, bakınca vaziyetler karma karışık, bir gram ilerleme yok yine bende. Her şeyi yine büyütüyorum , yine her şeye sinirleniyorum.  Zaruretten tahsilim öğretmenlik üzerine ya ,bu da ayrıca üzüyor beni. Ha bunlar şımarıkça dökülen satırlar değildir, daha neler neler var şu evrende biliyorum, durumlardan haberdarım. Major, minor birçok yayın organını takipteyim,  yani böyle lümpen gibi falan takılmıyorum. Ama işte insan için en önemli gelen kendi yaşadığı oluyor ya, o yüzden. Tanımadığınız bir şehirde sokakları tek başınıza dolaşıyorsanız eğer bir nebze şanslısınız demektir kanımca.

     Bir de korkuyorum insanlarından o şehrin , çok sıkıntılılar gibi. Kapalılar , biraz da soğuklar. Şehirde öğrencilerin çokça olduğu mahallede işler gayet güzel ilerliyor. Fakat benim devam ettiğim fakülte o noktalara çokça uzak , bu da başka bir can sıkıntısı. İnce montum ve converse ayakkabılarımla yağmurda dolaşmaya devam ediyorum. Kocaman şehrin onlarca çarşısı içerisinde, ortalarda bir çarşısı var ki , kocaman somurtan bir surattaki tebessüm ihtimali gibi. İçerisi kitapçılarla dolu, fakat hemen her kitapçı kendine has. Tam bir karmaşa ortamı gibi görünebilir uzaktan, fakat içerisi mimari anlamda (ki buna mimar olan arkadaş karar verse daha mantıklı ama ben de naçizane böyle düşünüyorum) da , içerin anlamında da hayet hoş geldi nedense bana. İsim vermeyeceğim, çünkü isim verince yazdıklarımın büyüsü bozuluyormuş gibi hissediyorum hep, beni tanıyorsanız zaten biliyorsunuz, tanımıyorsanız da anlamaya çalışıyorsunuz. Çok daha kullanışlı böylesi yani.

     Her neyse Nevşehir'de yağmur yağmaya devam ediyor ne güzel, ben de yazmayı sürdüreyim o halde . Böyle pencereden de hareli bir görüntü var. Lan ne güzel yağıyor yağmur bu şehre hayret. Doğa olayları çok garibime gitmeye başladı şu günlerde, acayip anlamlar taşıyor bence. Mesela hemen herkesin hayatında doğru gitmeyen şeyler var, hatta bazısının hayatında doğru giden çok az şey var. Fakat doğa bundan tamamen bağımsız işliyor, ilerliyor. Yani mutluyuz diye yağmur yağmamazlık etmiyor, hayatımız berbat oldu diye güneş ortaya çıkmıyor. Bizden tamamen bağımsız şeyler yani, bu çok garibime gidiyor. Devinim durmaksızın sürüyor. Hariçten Gazelciler'i çok sık dinler oldum, 90 ları da çok özledim sanırım. Sabahları yurdun kafeteryasında , yarı uyuklar vaziyette ettiğim kahvaltıları da özlermiyim gelecekte ? Emin değilim. Geleceğe dair düş kurmalık bir durumum da kalmadı sanırım. Çünkü fakülte çıkışı ulaşabileceğim en üst nokta zaten belirlenmiş. Hep bir şeyler belirlenmiş ya bizim hayatımızda. Behzo diyordu ya 'gideceğimiz okullar belli, yapacağımız işler belli o zaman niye yaşıyoruz' diye ...

     Bir de dostla sık görüştüm bu mola sürecinde. bir yüksekokul bitirdi, şu ara bir işte çalışıyor. 4 yıllığa tamamlamayla ilgili planları var ama parası yok, o yüzden bir süre daha ekmek kavgasını sürdüreceğe benziyor. Ama insan sorgulamadan edemiyor, yanı başımızda böyle bir dert sürerken hatta daha çetrefillileri de varken biz neye söyleniyoruz  ? Böyle diyebilirsiniz ama hemen hemen aynı noktaya çıkıyor derinleme bakıştansa biraz daha yüzeysel bakarsak. Temelinde hemen hiç kimse istediği işleri yapamıyor, istediği bölümü okuyamıyor , yaşayamıyor vs vs. Eğitim bilimleri hocasının dediği gibi ben de diyim o halde , 'sizi alıkoyan ne' ?Hiçbir şey değil, ya da bir sürü şey. İlk anda aklınıza gelmez belki, ama sonradan dökülür : aile, maddi gelecek, aile sahibi olduktan sonraki refah(kimi zaman kendi ailenizin maddi refahı vs. ) Evet , durumlar genel olarak bunlar, cevaplarınız da bu yönde diye tahmin ediyorum. Fakat dikkat ederseniz hemen hiçbirinde doğrudan sizle alakalı bir şeyler yok. Yani bizler çevresel durumların kölesi miyiz ? Bu kadar basit mi ? Hayır hocam üzgünüm. Ben de bu sebeplerden birinden ötürü okuduğum okulumu bırakıp daha 'somut' bir bölüme yerleşme ihtiyacı duydum, kişisel gelişimle ilgili tonla materyal tükettim bir ara, konferanslara da katıldığım oldu. Buradan hareketle şunu diyebiliyorum , yok iş çıkmaz vakti zamanında sokak gören bize. Yaşadıklarımızla orda anlatılan, o güne dek yaşamamız gerekip de aslında yaşanmayan hayatı biz zaten hiç yaşamadık, o yüzden angaryadan öte değil bizler için kişisel gelişim.

     Her mola gibi bunun da bir sonu var işte maalesef, istemediğim işlere geri döneceğim  birkaç  güne, ha farklı bir yerde farklı bir şekilde olsaydım belki de yine söyleniyor olacaktım, içerik az daha farklı olacaktı. Gittiğim şehirde yine elimden geldiğince dolaşacağım sokakları , balıkçı yaka bir kazakla ya da balıkçı yaka olmayan bir kazakla, ya da kazaksız işte ne fark eder? Böyle şeylere takılıyorum düşünsenize. Ama artık tek gezmek istiyorum sanırım. Umarım anlıyorsunuzdur yazdıklarımı, bir ızdırabım olduğunu kestirmişsinizdir , yazdıklarımın birden çok anlamı olduğunu da ama tam kestirememişsinizdir muhtemelen. O da benim yeteneksizliğimdir, tarihe not düşülsün.

     Son  olarak şu ara çokça dinlediğim bir dinletiden (Hariçten Gazelciler'e ait, telifte sıkıntı olmasın sonra) satırları paylaşmak istiyorum, evet biraz klişe bir hareket de , ulan klişe diye hiçbir şey yapamaz olduk idare edin işte.

Korkuyorum ölesiye sığındığım şu siperde                                                                                                Savaş bitmiş benim için, mermi bunu nerden bilsin ?
                                            



                                                                                               ANAYURT OTELİNİN AYLAK ADAMI